27 Aralık 2010 Pazartesi

"Sen benim kovulduğum cennetimsin"

Melekler iyilik için vardır. Fedakardırlar. Başkalarını zor durumdan kurtarmak için orada olmalıdırlar. Hep herkesi korurlar kötülükten. Kendilerini umursamamalıdırlar. Cennet evidir onların. Orada huzur bulurlar. Oradan başka yerde yaşayamazlar. Yaptığı iyilikler, fedakarlıklar hep cennete layık olabilmek içindir. Onun için de bundan ibaretti hayat. Yaşam amacı cennete layık olabilmekti. Her şeyi yapardı, yaptı da. Ama bilinmeyen sebeplerden dolayı cennet onu barındırmak istemiyordu. Hep bir bahane arıyordu onu atacak. Melek inadına yanlış bir şey yapmıyordu. Cennet sonunda binbir bahaneyle kovdu onu. Melek bilemedi ne yapacağını,nereye gideceğini. Öldü sonra. Biliyordu zaten yaşayamayacağını başka bir yerde. Bu kadar basit miydi bir meleği öldürmek? Evet, bu kadar basitti.

O Kirpik...

Dışarıya başka görünür de içi başkadır ya insanın, bazen kendi bile bilmez hani ne olup bitiyor içerde. Bir eski fotoğraf, bir şarkı, bir melodi, bir öykü, bir şiir yeter bazen o içerdekileri göz önüne çıkarmaya.  Bazı insanlar da çok sık yaşamaz bu duyguların dışa vurumu olayını. O yüzden başlarına bir geldi mi altüst oluverirler bir anda. Gerçek ‘ben’ görünmüştür çünkü. Hele bir de yara aldıkları bir konuysa dışa vurulan, canları yanıyorsa eğer hatırlamaktan bile işte o zaman toparlanmaları çok zor olur. Düşünün, diyorsunuz ki bitti artık, ne yaparsa yapsın canımı yakamaz. Öldü deseler yine üzülmem. Artık hiç ama hiç acıtamaz diyorsunuz. Sonra bir şarkı dinleyip kendinizden geçiyorsunuz. Gözlerinizi açtığınızda trans halinde düşündüklerinize inanamıyorsunuz. Ve fark ediyorsunuz ki, hala onun için canınızı bile verirsiniz. Ona bir şey olduğunu duysanız, her şeyi bir anda silip yanına koşabilirsiniz. Ona zarar gelmesin diye herkesi karşınıza alabilirsiniz. İnanabilir misiniz? Ne yaparsınız? “Özledim!” diye bağırıyor şarkıyı söyleyen, siz  ne düşüneceğinizi bilemez halde afallamış otururken. Binbir güçlükle ördüğünüz duvarlar ince oktavdan bir çığlıkla yıkıldı çünkü. “Özledim!” diye bağıran bir çığlıkla. Toparlamaya çalışsanız kendinizi, yine aynı sözlerle,aynı  yalanlarla. Ne kadar yavan geliyor değil mi?  Ya peki şimdi ne yapmalı? Bıkmadan usanmadan duvarları örmeye yeniden başlasa, bu sefer sağlam olacak mı nereden bilecek… Yoksa en iyisi, ölmeli mi…

24 Eylül 2010 Cuma

Şizorfeni

Hey! Yeter artık, kesin şu kavgayı! Bıktım sizden başımı ağrıtıyorsunuz, yoruldum sizi dinlemekten! Bir sonuca varın artık ne olur. Sizi duymak da acı veriyor artık. Sürekli kavga ediyorsunuz ama hiçbir şeyin çözüldüğü, sonuca vardığı yok. Çıkın gidin beynimin içinden. Hanginiz doğru söylüyor? Hanginiz haklı? Bilmiyorum. Bunu çözmeye çalışmaktan sıkıldım artık.
Biriniz diyor ki: “Sen çok güçlüsün, kendi kendine yetersin. Kimseye ihtiyacın yok senin. Beni dinlesene! O kim ki senin kafanı böylesine bulandırabiliyor. Sen bu dünyaya onun için mi geldin? Senin amaçların, yapman gereken şeyler var. Ne yani, bu dünyaya öylesine mi getirildin? Saçmalama. Elbette ki bir amacı var burada olmanın. Tabii amacının ona kul köle olup onu tanrılaştırmak, böylece gelmiş geçmiş bütün düzeni bozmak olduğunu falan düşünüyorsan keyfin bilir. Ama bu sadece bir sınav. Seni test etmek için, bazı şeylere karşı gücünü görebilmek için. Sen bu kadarcık şeyle pes mi edeceksin? Saçmalıyorsun yine. Sen de karşı koyamıyorsan kim yapabilir söylesene. Beni dinle..”
Diğeri  ise:  “Umarım onu dinemeyeceksin. Görmüyor musun seni duygusuzun teki yapmaya çalışıyor. Tıpkı bir katil, bir hırsız, bir dolandırıcı kadar soğukkanlı ve duygusuz yapmaya çalışıyor. Görmüyor musun? Ne kadar inkar edersen et, içten içe bana inandığını biliyorum. Ona nasıl ihtiyacın var sen de biliyorsun. Tek kelimesiyle kul köle olmaya hazırsın. Herkes görebilir bunu sen mi göremiyorsun? Ona bakarken, onu dinlerken dalıp gitmelerini, her gece rüyanda gördüklerini nasıl unutursun ki? Unutmadın zaten, biliyorum. Unutamadın… Şimdi onu her haliyle, her konumda kabullenmeye hazırsın, yeter ki sana vereceği tek şey gülümsemesi olsun. Yaptığı her şeyi affetmeye hazırsın, yeter ki şarkılarını esirgemesin senden, değil mi? Düşündüklerini söylemekten mi utanıyorsun? Yazık olur beni dinlemezsen… Bir ruhun ölümüne yazık olur…”

5 Eylül 2010 Pazar

Wintersleep-Insomnia

http://fizy.com/s/1nf40r
http://fizy.com/#s/1hgk6p


Sen öyle sana benzeyen her şey gibi
Erirken avuçlarımda
Ben unutuyorum...

Hoşçakal...
Olacaklar sensiz olsun
Daha durmam boşluklarında ben!
Unutuyorum.

Baştan böyle yazılmış,
Yok kimsesi kimsenin

3 Eylül 2010 Cuma

  Duyan "bulmuş da bunuyor" diyecek, çünkü yaşamadan bir gün önce bile ben de öyle diyordum bu tür yorumlar yapanlara. Korkuyorum.. evet korkuyorum. Hiç bilmediğim bir yerde hiç bilmediğim insanların arasında tek başına kalmak mı beni korkutan? Bunun üzerine düşündüm, etkisi olabilir ama asla tek sebep olamaz, ben o kadar güçsüz olamam. Tek hayalinden korkacak kadar zavallı olamam. Korkuyorum çünkü; bu hayal ki iki yıl beni hayata bağladı, hayata tutunma sebebim oldu. Bu hayal ki oynamaya devam edecek gücü bulmama sebep oldu. Şimdi avuçlarımın arasında. Korkuyorum çünkü ya iki yılın umudu, herşeye rağmen katlanılanlar boşa giderse? Ya oraya düşlediğim gibi yaşamaya değil de, umduğunu bulamayan kalbi kırık bir çocuk kadar hassas bir vaziyette ölmeye gidiyorsam? Evet sanırım bundan korkuyorum. Sıradaki hayata bağlanma sebebim ne olacak ki? Ya bir sebep bulamazsam ne olacak peki?...

17 Ağustos 2010 Salı

   "Dayanmıştı, daha da dayanırdı ama ne gerek vardı?" hangi şarkının sözleriydi diye düşünüp duruyorum, bulamadım. Nerden de geldi aklıma durup dururken şu halimi en  iyi özetleyebilen şarkı? Bir de hatırlayabilsem güzel olacak tabii. Ya da şöyle mi istemeli, her şeyi böyle unutabilsem...
   Bütün Teoman şarkılarını dinliyorum sıradan bunu ararken. Yalnız Kalpler Sütunu'na takıldım. Var mı yalnızlık kadar garip bir şey? Bugün sorsalar dünyadaki en berbat şey olduğunu söyler, düşmanımın başına gelmemesi için dua ederim. Ama dün sorsalardı, hayalimin bundan ibaret olduğunu söylerdim. Nedir ki bu çelişki o zaman?

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Kendini adamak bütünüyle... ve bilmek ihanete uğramayacağını. En ufak bir şüphe duymadan ömrünü uğruna sermek. Hep karşılık bulacağını bilmek... Yanılmayacağından bu denli emin olmak... Her şeyini feda etmek ve ne zaman olacağını bilmemekle birlikte karşılığını alacağını bütün kalbinle bilmek...
Ben de dahil olmak üzere eminim ki birçoğumuz bunları bir insana söylemek bir yana, düşünmeye bile cesaret edemez. Benim de yok cesaretim, itiraf ediyorum. Bir insana adayamam kendimi. Ama bununla büyüdüm, güçlendim. Şu anda kendimi adayabilirim müziğe, resime, dansa, tiyatroya, sinemaya... Karşılıksız kalma ihtimalim var mıdır?
Vicdanın insana özgü bir duygu olduğunu söylerler bir de... Bir daha düşünmeliler!