Dışarıya başka görünür de içi başkadır ya insanın, bazen kendi bile bilmez hani ne olup bitiyor içerde. Bir eski fotoğraf, bir şarkı, bir melodi, bir öykü, bir şiir yeter bazen o içerdekileri göz önüne çıkarmaya. Bazı insanlar da çok sık yaşamaz bu duyguların dışa vurumu olayını. O yüzden başlarına bir geldi mi altüst oluverirler bir anda. Gerçek ‘ben’ görünmüştür çünkü. Hele bir de yara aldıkları bir konuysa dışa vurulan, canları yanıyorsa eğer hatırlamaktan bile işte o zaman toparlanmaları çok zor olur. Düşünün, diyorsunuz ki bitti artık, ne yaparsa yapsın canımı yakamaz. Öldü deseler yine üzülmem. Artık hiç ama hiç acıtamaz diyorsunuz. Sonra bir şarkı dinleyip kendinizden geçiyorsunuz. Gözlerinizi açtığınızda trans halinde düşündüklerinize inanamıyorsunuz. Ve fark ediyorsunuz ki, hala onun için canınızı bile verirsiniz. Ona bir şey olduğunu duysanız, her şeyi bir anda silip yanına koşabilirsiniz. Ona zarar gelmesin diye herkesi karşınıza alabilirsiniz. İnanabilir misiniz? Ne yaparsınız? “Özledim!” diye bağırıyor şarkıyı söyleyen, siz ne düşüneceğinizi bilemez halde afallamış otururken. Binbir güçlükle ördüğünüz duvarlar ince oktavdan bir çığlıkla yıkıldı çünkü. “Özledim!” diye bağıran bir çığlıkla. Toparlamaya çalışsanız kendinizi, yine aynı sözlerle,aynı yalanlarla. Ne kadar yavan geliyor değil mi? Ya peki şimdi ne yapmalı? Bıkmadan usanmadan duvarları örmeye yeniden başlasa, bu sefer sağlam olacak mı nereden bilecek… Yoksa en iyisi, ölmeli mi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder